Fikir İzleri’nden günler önce mim gelmişti, finaller nedeniyle yazmaya ancak fırsat bulabildim. Neymiş konu, evet sevdiğim/mutlu olduğum yerler.
Şimdi efendim ilk sıraya düşünmeden Denizli’deki evimizi koyuyorum. O kadar rahat, alışkın olduğum bir yer daha yok çünkü. ÖSS’ye falan hazırlanan, evden ayrılması yakın genç arkadaşlar bunu dikkate alsın, böyle de öğüt sıkıştırıverdim araya ağır blogcuyum havası versin diye.
Kendimi bildim bileli yazları gittiğimiz Kuşadası tatilleri de son yıllarda kıymeti anlaşılmaya başlanan olaylardan. Eskiden sıkılıp başka yere gitmek istediğim Kuşadası artık gidip kafa dinlemenin zevk verdiği yerlerden biri olmuş durumda. Hafiften yaşlanmışım galiba.
En son yaz tatilinde olayı sabahın 6-7’si gibi kalkıp sahilde koşmaya kadar vardırdığımı utanarak yazıyorum. Neyse ki hatamdan dönüp tatilin son günlerinde kendimi uykuya vererek durumu telafi ettim.
Okulumun boğaz manzaralı sote yerleri eskisi kadar olmasa da bulunmanın zevk verdiği yerlerden. Sap gibi tek başına gidip oturmak olmaz tabii, arkadaşlarla iki çift laf ederken arka planı doldurması açısından hoş yerler olduğu için yazdım.
Etiler Starbucks’a daha sık gitmeye başladık arkadaşlarla, demek ki orası da bizi mutlu ediyor. Özellikle Etiler olmasının nedeni bulunduğum yere yakın olması. Bebek’te waffle yemek de uzun zamandır yapmadığım ama hoşuma giden şeylerden.
Veee… Mim bu değildi ama son olarak sevmediğim/nefret ettiğim yerlerden biri olan İstiklal Caddesi’ne değinmeden geçmeyeyim. Ben günün 24 saati bu kadar kalabalık, insanların bu kadar garip olduğu, yolda düz yürümenin bile başarı olduğu (ben beceremiyorum evet) başka yer bilmiyorum. 40 yılda bir yolum düşerse olabildiğince çabuk hedef noktaya varıp geri dönmek için elimden geleni yapıyorum. Durun aklıma gelmişken beni dumur eden bir olayı yazayım, bir akşam İstiklal Caddesi’nde gidiyoruz. Uzaktan görsem at hırsızı diye nitelendireceğim tipte adamın biri arkadan yaklaşıp, elinde tuttuğu kredi kartını “Yeni çarptım, alır mısınız abiler? İçinde para var da ben çekemiyorum, yakalandım daha öncesinde.” gibisinden bir şeyler söyleyip sallamıştı. Onun dışında 3-5 güzel mekanı yok değil ama, hakkını yemeyelim.
Geldik bir mimin daha sonuna. Buraya kadar sabırla okuyup hâlâ “Mim ne ola ki?” diye düşünen varsa diye, ki ben ilk karşılaştığımda olayı anlamamıştım, diyebilirim ki mim; blog camiası kaynaşsın, yazacak şey bulamayanlara vesile olsun, arada birbirine bağlantı da versin diye icat edildiğini sandığım faydalı bir yazı dalgası. Gelgelelim benim bu blog aleminde pek fazla tanıdığım olmadığı için mimi kimseye paslamadan kendimde bitiriyorum, bu icadıma çıkmaz mim adını verdim. Yok ben illa ki yazacağım diyen varsa sembolik bir pas atmışım gibi kabul edip konuya girişmekte serbesttir. Fikir İzleri pişman olmuştur kesin mimlediğine.




Yorumlar
“Mim - Sevdiğim ve Mutlu Olduğum Yerler” yazısına ilk yorumu siz yapın.
Kayıt Yorumları (Atom)
Yorum Formuna Git |
Yorum Gönder